Koç Burcunda Satürn Neptün Kavuşumu

Ctrl + Shift + Del
Dosyayı kalıcı olarak silmek istiyor musunuz? (Bu işlem geri alınamaz)
Unutmanın ve unutulmanın zirvesi: Satürn ve Neptün kavuşumu. Tüm duyguları, düşünceleri, kalıntıları, hüsranları, acıları yani tüm yaşananların izini silebilir misin? Yasadan kaçamazsın elbet. Kader kaydına yazılan her bir mesele, hesabının görüleceği günü bekleyecektir. Fakat bundan böyle, onların “orada” öylece durmasına engel olabilirsin.
Hiç görmemiş, tanımamış, hiç var olmamışlar gibi davranabilirsin. Geçmişte olanları silmek için uğraşmak anlamsızdır. Hepsi zaten seni sen yapan deneyimlerdi. Bu deneyimlerden öğrenmen gerekenleri alıp cebine koymalısın. Ama artık, gelmeyenler, uğramayanlar, arayıp sormayanlar, sevmeyenler, görünseler de hiçbir şeyi değiştirmeyecek olanlar için neden yas tutasın?
Var oluşunun melankolisi, boşluğa doğru seslenip bir yanıt alamayışın olabilir mi? Eğer öyleyse yazık. Çünkü zaten tüm sorular önünde sonunda cevapsızlığa mahkum olacaktır. Gelenler gider. Sevenler unutur. Arzulayanlar, bir gün hevesini yitirir. Bu bir kötülük sonucu olmak zorunda değildir. Görevini tamamlayan her konunun dosyası muhakkak kapanır. Her geçişte daima bir başına kalırsın.. kendinle iyi geçinmelisin.
Seni sevmeleri kendi sebeplerinden ve ihtiyaçlarındandı. Senden ötürü değil! Buna menfaat diyebilirsin. Yaşamın kendisi bir pazarlık konusudur zaten. Bedenin de seni bir anlaşmayla hayatta tutar. Anlaşmanın süresi dolduğunda.. feshedilirsin.
Önemli olan geçirdiğin sürenin kalitesidir. Peki kim ve ne için? Şöyle düşün, bir yerden bir yere gidebilmek için araca ihtiyaç duysaydın, ne tür özellikler arardın? Hız? Konfor? Güvenlik? Hepsi?.. Sen de bir araç değil misin? Neden kendi ruhsal özelliklerini ve becerilerini geliştirmekle ilgilenmiyorsun? Başka araçların durumu seni neden bu kadar ilgilendiriyor?
Sıfırlamaya hazır mısın? Ama doğru şekilde! Yeni bir yaşam mümkün mü? Elbette.. sen istedikten sonra. Buraya kadar gelebilmiş olmak da bir mucize değil mi zaten?
Koç Burcunda Satürn Neptün Kavuşumu

ÜST ALEME ÇIKIŞ
Buraya kadar geldik ve geri dönemeyeceğimizi biliyorsun. Uzunca bir süre tırmandıktan sonra, hiç yol kat etmemiş gibi davranmamız mümkün değil. Öğrenmek için duyulan bunca heves düşürmedi mi bizi ebedi saadetin bahçelerinden? Orayı tekrar bulabilir miyiz? Hakikat Yolu marifetiyle Yüce Taht’a varabilir miyiz? Ümidimiz o yönde.
Aşağıdakilere bir bak! Kaynayan şehvet ateşinin içinde arzuyla kararmış yüzleri ve alaycı bakışları görüyor musun? Uçurum gibi derinlere uzanan girdabın merkezine yaklaştıkça her şeyin hızlandığını hissediyorsun. Tıpkı, deneyimlerimiz arttıkça yoğunlaşan zaman algısı gibi. Bir nevi sonsuzluğun içine kilitlenmiş gibiyiz. Sayımız arttıkça, kütlemiz içinde boğuluyoruz sanki. Dünün ve yarının bir anlamı kalmadı. Sadece yaşadığımız anın bir kerameti olduğu çok açık. Kaydetmeye çalışmak da anlamsız. İkindide kalkan cenazenin akşamına, düğüne yetişmeye çalışanların çağındayız. Nasılsa isimlerimiz de hatırlanmayacak.
Güneşlerin Güneşi.. Beni terk ettiğin günden beri karanlıkta oturup gelmeni bekledim. Gelmeyeceğini anladığımda, duvarlar örüp kendimi karanlığa hapsettim. Seni mi cezalandırdım yoksa kendimi mi, bilemedim? Yukarı çıkmak için merdiveni yaratan şey benim düşüşümdü. Doğmak için ölmek, ölmek içinse yaşamak gerekiyordu. Ben nefesimi bile tuttum binlerce yaşam içinde. Varlığım fark edilmesin diye. Nefes almadan doğdum ve öldüm.
Hani bazen kötülükler geçip gitsin diye uykuya kaçar ya insan. Ben de kaçtım senden, Yaşam. İçine karışmazsam, kötülükler bana uğramaz sandım. Diğer yandan, bilinmek için çıkmam gerekiyordu kozamdan. Girişte “Kendini Bil” yazıyordu. Başkalarından evvel, ben anlamalıydım hakikatimi. Sanırım şimdi sana sarılabilirim. Duvarlarımı kaldırdım. Yakıcı ışığınla ruhumu kavramanı bekliyorum.
Fakat gelmeyişin, eskisi gibi canımı da yakmıyor artık, İlksel Ateş’in kaynağından doğduğumu öğrendiğim günden beri.
